9/1/2008 - gel teskere gel

Teskere zamanı yaklaşmıştır. Aynı tertip askerlerden bazıları oturup bir karar alırlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak işleri yaptırmayacaklardır. Kararı Mehmet'e açıklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de doğrulatmak için tek tek sorar:
—Sen Ali, ayakkabılarını bana boyattırmayacaksın değil mi?
—Boyattırmayacağım.
—Sen Osman, benim sigaralarımdan otlanmayacaksın değil mi?
— Otlanmayacağım.
— Sen Hasan, çoraplarını bana yıkattırmayacaksın değil mi?
— Yıkattırmayacağım.
Herkesten gerekli yanıtı alan Mehmet:
— İyi… Ben de bundan sonra, karavanaların içine işemeyeceğim
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/1/2008 - Fıkra Sevenlere.....
Fıkra Sevenlere.....
|


Zengin ve ikram seven ağanın konağına bayramda önce bir molla gelmiş, peşinden de Bektaşi... Ağa ikisini de ağırladıktan sonra ocak başında kahvelerini içerken mollaya sormuş: — Tütün içer misiniz? — Estağfurullah, mekruhtur! — Ya içki? — Aman efendim haramdır, hiç olur mu? — Ya kadınlarla ilişkiniz? — Hiç olur mu, biz harama uçkur
çözmeyiz! — Saz, çalgı, musiki? — Tövbe tövbe! Bunları, bana sorarak günaha giriyorsunuz. Ağa, Bektaşi'ye dönmüş, aynı soruları ona da sormuş, Bektaşi her soruya; — Eyvallah imanım, emrin olur! diye cevap vermiş... Yemek bitmiş, misafirler yola çıkarlarken ağa onlara diş kirası vermiş. Mollaya bir altın, Bektaşi'ye de elli altın. Bunun üzerine Molla itiraz etmiş: — Böyle bir kâfir adama elli altın, bana bir altın veriyorsun.Sana yakıştı mı bu ağam? Ağa gülmüş; — Onun masrafı ağır be Molla! |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/1/2008 - Kız kulesinin hikayesi
Kız kulesinin hikayesi
Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.
Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.
Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır. Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır. En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise "Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/1/2008 - YURT DIŞINDA ÖRF VE ADETLER
YURT DIŞINDA ÖRF VE ADETLER
Yunanistan 'da sakın Türk kahvesi istemeyin. Türk kahvesinin adı bu ülkede Yunan kahvesidir. * Nepal 'de ayak üzerinden atlamayın. Kötülüğü simgeler. * Şili 'de lokantada ellerinizi karnınızın üzerine koyun. Yoksa servis yapmazlar. * Japonya 'da üç kişinin resmini çekmeyin. Şansınız kapanır. * Moğalistan 'da ıslık çalmayın. Kötü ruhları davet etmiş olursunuz. * Hindistan 'da sokakta tuvaletini yapanlara tepki göstermeyin. Yasaldır. * Kolombiya 'da gece sakın kırmızı ışıkta durmayın. Soyulursunuz. * Çin 'de yere tükürmek serbesttir. Balgamın üzerine basmak yasaktır. * ABD 'de trafik polisi sizi durdurursa elleriniz direksiyon üzerinde put gibi bekleyin. Hareket ederseniz vurulabilirsiniz. * Endonezya 'da küçük çocukların başını okşamayın, yoksa zekaları gelişmez. * Tibet 'te çay bardağını iki elinizle avuçlamazsanız saygısızlık etmiş olursunuz. * Japonya 'da çatal, kaşık yerine kullanıl** çubukları tabağa çapraz koymak hakarettir. * Bahama Adaları 'nda çiçekli etek giymek koca arıyorum anlamına gelir. * Bikini Adaları 'nda bikini giymek yasaktır. * Çin 'de sakın kadeh kaldırırken "Çin Çin" demeyin. Erkeklik organı anlamına gelir. * ABD 'de erkek erkeğe öpüşmeyin. Adınız çıkar. * Rusya 'da erkek erkeğe dudaktan öpmek sevgi ve saygıyı gösterir. * Endonezya 'da pazarlık sırasında satıcı parayı yere atarsa son fiyat anlamına gelir. * Nijeryalılara sırtınızı kremletmeyin. Onlara göre beyazların derisi yoktur. * Panama 'da çok güzelseniz size %20 'ye varan indirim yaparlar. * Avustralya 'da yaşınız 65 'in üzerindeyse geneleve girmek için sağlamdır raporu gerekir. * Sumatra 'da küçük çocukların resmini çekmek yasaktır. Dişlerinin gelişmesini önler inancı hakimdir. * Japonya 'ya seks dergisi sokmak yasaktır. * Rusya 'da taksi şöförleri ile akademik bir tartışmaya girmeyin. Çoğu üniversite eski öğretim üyesidir. * İskoçya 'da içkiyi geri çevirmek hakarettir. * İtalya 'da Spaghetti 'ye makarna demek hakarettir. * Yine İtalya 'da otel odanıza giren hırsızı dövmek suçtur.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/1/2008 - Louis pasteur un Hayatı
Louis pasteur un Hayatı
Louis Pasteur
(1822 -1895) Bilim tarihinde pek az bilim adamı Louis Pasteur ölçüsünde insan yaşamım doğrudan etkileyen buluşlar ortaya koymuştur. Günlük dilimize bile geçen "pastörizasyon" terimi onun buluşlarından yalnızca birini dile getirmektedir.
Kristaller üzerindeki kuramsal çalışmalarının yanı sıra kimi hastalıklara bağışıklık sağlama yolundaki çalışmaları, bu arada özellikle "şarbon" (ya da antraks) denilen koyun ve sığırlarda görülen bulaşıcı hastalıkla kuduza karşı geliştirdiği aşı yöntemi ona dünya çapında ün kazandırmıştır. Bugün Fransa'da pek çok bulvar ve alan onun adını taşımaktadır. Kendi kurduğu "Pasteur Enstitüsü" dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden biridir. Fransızların gözünde Pasteur ulusal bir kahramansa, bunun nedeni onun yalnızca büyük bir bilim adamı olması değil, aynı zamanda, yaşamı boyunca ortaya koyduğu özveri ve insanlığa hizmet tutkusuydu.
Louis, Fransız Devrimiyle özgürlüğüne kavuşan bir kölenin torunuydu. Babası, Napolyon ordusunda üstün atılım gücüyle "Legion de Honour" alan bir ast-subâydı. Baba Pasteur'ün, Napolyon'un düşmesiyle ordudan ayrılmasına karşın İmparator'un anısına beslediği derin bağlılık duygusu, ilerde oğlu Louis'in olağan üstü direnç ve yeteneklerim de yönlendiren katıksız yurtseverliğe dönüşmüştü.
Geçimini dericilikle sağlayan Pasteur ailesi yoksuldu, ama çocuklarının eğitimi için her türlü sıkıntıyı göze almıştı. Louis daha küçük yaşlarında güçlükleri göğüslemede sergilediği direnç ve istenç gücüyle dikkatleri çekiyor, coşkuyla başladığı okul öğreniminde kendisiyle birlikte kardeşlerinin de başarılı olması için uğraş veriyordu.
Gerçi okulda pek parlak bir öğrenci değildi; dahası, ilk gençlik yıllarında ilerde büyük bilim adamı olacağını gösteren bir belirti de yoktu ortada. Tam tersine, Louis'in belirgin merakı portre çizmekti. Üstün bir yeteneği yansıtan tabloları, bugün de, Pasteur Enstitüsünde asılı durmaktadır.
Louis 19 yaşma geldiğinde sanatı bırakır, bilime yönelir. Başlangıçta öğretmenlerinin yönlendirmesiyle öğretmen olmaya karar verir, ünlü eğitim enstitüsü Ecole Normale Superieure'e başvurur. Giriş sınavını kazanmasına karşın, matematik, fizik ve kimyada derslere daha hazırlıklı başlamak için öğrenimine bir yıl sonra başlar.
Amacı iyi bir öğretmen olarak yetişmekti. Ne var ki, öğrenimini tamamladığında tüm ilgi ve coşkusunun bilimsel araştırmaya yönelik olduğunu fark eder. Kristaller üzerindeki ilk çalışmaları onu bir tür büyülemişti. Öğrencisinin özgün düşünme ve kavrayış gücünü sezen kimya profesörü onu, basit araçlarla yeni kurduğu laboratuvarına araştırma asistanı olarak alır. Bu genç bilim adamının hayal bile edemediği bir fırsattı.
Pasteur hemen çalışmaya koyulur, ilk aşamada tartarik asit kristalleri üzerindeki optik deneylerini yoğunlaştırır. Çok geçmeden bilim çevrelerinin dikkatim çeken buluşları, kimi tanınmış bilim adamlarının teşvikiyle Fransız Bilimler Akademisine sunulur.
Pasteur bilim dünyasınca tanınma yolundadır, ama Eğitim Bakanlığı onu bir ortaokula öğretmen olarak atamakta ısrarlıdır. Akademinin ve kimi bilim adamlarının giderek artan baskısına daha fazla karşı koyamayan Bakanlık bir yıl sonra Pasteur'ün Strasburg Üniversitesi'ne yardımcı profesör olarak dönmesine izin verir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/1/2008 - Albert Einstein hayatı

Albert Einstein
En ünlü fizikçinin kim olduğu bir kimseye sorulduğunda; cevap büyük olasılıkla Albert Einstein olacaktır. 1905'de; Einstein, fiziğe bakışımızı değiştirecek olan beş makale yayınladı. Onun modern fiziğe büyük katkısından dolayı, makalelerinin yüzüncü yılı anısına, 2005 Dünya Fizik Yılı için tema olarak "21. yüzyılda Einstein" alınması kararlaştırıldı.
Einstein içine kapanık, oyundan hoşlanmayan, geç konuşmuş (bazı rivayetlere göre 4 yaşında) bir çocuktu. Bu yalnızlık döneminin izlerini tüm yaşamı boyunca korudu. Annesi Paulin' in isteği üzerine 6 yaşında keman dersleri almaya başladı. Klasik müzik kültürü, yaşamı boyunca onun için dinlendirici bir uğraş olacaktı.
Cep pusulasının esrarıyla soru sormaya başladı. Bir pusulanın iğnesi neden hep aynı yönde dönüyordu? 4-5 yaşlarında kendisine sorduğu bir soruydu bu. 12 yaşına geldiğinde Pisagor teoremiyle tanıştı ve görünürdeki karmaşıklığa karşın bir dizi olgunun basit bir açıklaması olacağına inanmaya başladı. Liseye yazıldı. Sonra 1894' te babasının işi bozuldu ve aile, İtalya' nın Milano kentine göç etti.
Einstein da Bir Zamanlar Üniversite Sınavını Kazanamamıştı!
Einstein, bir delikanlı olarak pek az zeka umudu verdi. Bir öğretmeni “sen asla bir şey olamayacaksın Eistein” sözleri üzerine katı bir disiplini ve skolastik eğitim uygulayan Alman okul sistemini terk etti. 16 yaşında iken Zürih Teknik Üniversitesi'ne girmek istedi. Ama matematik dışındaki konularda -modern diller, zooloji ve botanik bilgisi- eksik olduğu için üniversiteye alınmadı. Ancak o yılmadı. Bir liseye devam etti, lise diploması aldı, 1896' da Zürih Teknik Üniversitesi' nin fizik ve matematik öğretmeni yetiştiren bölümüne kaydolmayı başardı .
Zürih Teknik Üniversitesi, onun düşüncelerini şekillendirdi. Öğrenime başladığı zaman büyük matematikçi Hermann Minkowski ile karşılaştı. Her bilim adamının iyi bir öğretmen olduğu söylenemez. Einstein, Minkowski' nin derslerini pek ilgi çekici bulmadı; ama kuramlarının matematiksel formülasyonunda Minkowski, ona esin kaynağı oldu. Doğrusu, Minkowski de o zamanlar Einstein’i sevmiyordu, çünkü ona “tembel köpek” diyordu.
Einstein, Teknik Üniversiteden 1900' de mezun oldu; İsviçre vatandaşlığına geçti; kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Disipline karşı tutumu yüzünden öğrencilerin tarafından çok sevilen, fakat başarısız bir öğretmendi. Einstein Halya’da bir tatilden sonra, eğitimini İsviçre Federal Politeknik Okulu’nda 1901'de tamamladı; çok az derse girdiği halde, bir arkadaşının tuttuğu mükemmel ders notları sayesinde kursları geçmeyi başardı. Einstein akademik bir görev bulamayınca, 1902' de İsviçre' nin Bern kentindeki patent bürosunda memur ("üçüncü sınıf teknik uzman") olarak çalışmaya başladı. Görevi, bürodan onay almak üzere teslim edilmiş birçok icat arasından seçim yapmaktı.

| 1879- 14 Mart'ta Almanya‘nın Ulm kentinde doğdu.
1880- Babası Hermann Einstein elektrik malzemeleri üreten bir fabrikada iş bulduğundan Münih'e taşındılar. Yavaş gelişen, hatta konuşmayı da geç öğrenen Albert, bir katolik okulunda öğrenime başladı. Okulda durgunluk, çekingenlik ve hatta ilgisizlikten başka dikkati çeker tarafı yoktu. Orta öğrenimi de kendisi için çok olumsuz bir hava içerisinde geçti.
1888- Luitpold Lisesine başladı.
1894- Ailesi İtalya'ya giderken kendisi Almanya'da kaldı ve sıkıntıdan okulunu bitiremedi.
1895- İtalya'daki ailesine katıldı, Zürih'teki ETH sınavlarında başarısız olduğundan İsviçre'nin Aarau kentine gitti.
|
1896- Liseyi Zürih’in Aarau kentinde bitirdi. Zürih'teki ETH’nın (Isviçre Federal Teknoloji Enstitüsü) fizik ve matematik öğretmeni yetiştiren bölümüne yazıldı.
1900
EHT’yi altı tam puan üzerinden 4.91 ortalama ile bitirmesine rağmen başvurduğu hiçbir profesör, ilgisizliği yüzünden Einstein’ı asistan olarak almayı kabul etmemişlerdi.
1901
İsviçre vatandaşı oldu. Varis ve düz taban oluşunu öne sürerek askerlik yapmayı reddettiğinden geçici olarak öğretmenlik yaptı.
1902
Üçüncü sınıf teknik uzman olarak 3500 SwFr maaşla Bern Patent Ofisinde göreve başladı. Aynı zamanda Zürihte burslu öğrenciyken gayrimeşru kızı Lieserl doğdu.
| |
1903
6 Ocakta Mileva ile evlendi.
1904
14 Mayısta ilk oğlu Hans Albert doğdu.
1905
Einstein'nın harika yılı:
Zürih Üniversitesinde moleküler boyutluluk üzerine doktora tezi kabul edildi. Annalen der Physik dergisinde ikisi özel relativite, biri kuantum teorisi ve biri de Brownian hareketi üzerine olmak üzere 4 makalesi kabul edildi. |
|
1906
İkinci sınıf teknik uzman kadrosuna terfi etti ve maaşı 4500 SwFr oldu.
1907
Einstein'nın “hayatımın en mutlu fikri” dediği gravitasyonel alanın ivmelenmeye eşit olduğu yani genel relativite düşüncesini geliştirdi.
|
|
1909
23 Ekimde Patent ofisinden istifa ederek Zürih Üniversitesinde doçent olarak çalışmaya başladı.
1910
28 Temmuzda ikinci oğlu Eduard doğdu.
1911
Prag’da Alman Üniversitesinde Profesör olarak çalışmaya başladı.
1912
İsviçreye Profesör olarak geri döndü.
1914
Aralarında Nernst ve Planck gibi birçok ünlü fizikçinin bulunduğu Berlin’deki Kayzer Wilhelm Bilim Kurumunda Profesör olarak çalışmaya başladı. Ayrıldığı eşi Mileva oğullarıyla birlikte Zürih’e döndü. Einstein bu yüzden bir bekar dairesinde yaşamaya başladı. |
1915- Genel relativite teorisini tamamladı. Bu teori ile uzay ve zaman için eski teorileri alt üst eden yeni bir çekim anlayışı ortaya koydu. Aynı zamanda Halkı “Avrupalılara” katılmaya çağıran savaş karşıtı manifestoyu imzaladı.
1916- Birincisi gravitasyonel dalgalar ve diğeri kendiliğinden ve uyarılmış ışığın emilimini içeren 10 makale yazdı. “The Origins of the General Theory of Relativity” dergisini yayınladı. “Alman Fizik Topluluğu”nun Max Plank'tan sonraki başkanı oldu.
Berlinde Kaiser-Wilhelm Enstitüsünün kurucu başkanı oldu. İkizler paradoksu üzerine makale yazdı, kozmolojik sabiti ortaya attı. Aşırı çalışması karaciğer sorunlarına, mide ülserine ve sarılığa yol açtı. Bu hastalıklar yüzünden aylarca yatakta kaldı, bu süre boyunca ona kuzeni Elsa Einstein Löwenthal baktı.
1919- Elsa ile 2 Haziranda evlendi. Mileva ile boşanma anlaşmasına alacağı Nobel Ödülünden alacağı paranın Mileva'ya verileceği şartı yazıldı. Güneş tutulmasını gözleyenler güneşin yıldızlardan gelen ışığı eğeceği öngörüsünü doğruladılar.
| |
1921- Einstein, şöhretinin, Alman hükümetindeki yahudi karşıtı milliyetçiliğin artması ve Kudüs’teki Hebrew Üniversitesine para toplamak amacıyla Amerika’ya gitti. Aynı zamanda Uluslararası Ticaret Birliği kongresine katıldı.
1922- 1921 Nobel Fizik Ödülüne “Teorik fiziğe yaptığı katkılar ve özellikle fotoelektrik olayı bulduğu için” layık görüldü. Para ödülü olan 32000$ ‘ın Mileva'ya verilmesini istedi. Birleşik alanlar teorisi üzerine ilk makalesini tamamladı.
1924- Einstein Enstitüsü Potsdam'da kuruldu. Einstein, Bose-Einstein yoğunlaşmasını öngördü. |
1927- Brükseldeki 50. Solvay Kongresine katıldı ve Neils Bohr ile kuantum teorisini tartışmaya başladı.
1933 Nazilerin başa geçmesiyle Almanya'yı terk ederek Prinstondaki “Advenced Study” Enstitüsüne katıldı. Kozmolojik sabiti reddetti.
1935 Boris Podolsky ve Nathan Rosen ile kuantum teorisine karşı keskin makaleler yazdı.
1936 Eşi Elsa vefaat etti.
1939 Bakşan Roosevelt'i atom bombasının tehlikelerine karşı uyarmak için yazılan mektubu imzaladı.
1940 İsviçre vatandaşlığından ayrılmadan Amerikan vatandaşı oldu.
1944 65 yaşında Princeton'dan emekli oldu. 1905'de yazdığı özel relativite makalesini müzayede için yazıya döktü.
1946 Atomik Bilimadamları Acil Komitesinin başkanı oldu. Dünya devletleri örgütünün kurulması çağrısında bulundu.
1952 İsrail başbakanı olması için İsrail Başbakanı tarafından teklif edildi ve red etti.
1955 Halkları nükleer silahlardan haberdar etmek için “Russell-Einstein Manifestosunu” imzaladı.
18 Nisanda saat 01'de Princeton'da aort yırtılmasından öldü. Beyni Thomas Harvey tarafından çıkartılıp, bedeni krematoryumda yakıldı.
Fiziğe getirdiği yeniliklerle bilimin gözlerini açmasında Einstein hiç kuşkusuz çok önemli bir role sahiptir.

John Hopkins Yayınevi tarafından Ze'ev Rosenkranz imzasıyla yayınlanan Einstein'dan Alıntılar (Einstein Scrapbook) isimli kitap, 20 yüzyılın en çok ilgi çeken bilim adamının hayata bakışını gözler önüne seriyor. Ünlü fizikçinin sözlerinden derlenen kitap, Einsten'ın sadece parlak bir zekaya değil, alçak gönüllü ve korkusuz bir kişiliğe sahip olduğunu da gösteriyor. 3/4/2003
İşte Einstein'dan bazı alıntılar:
“Özel bir yeteneğim yok. Sadece fazlasıyla meraklıyım.”
” Modern öğretim metodlarının, araştırmanın kutsal merakını boğazlamamış olması mucizeden başka bir şey değildir.”
“Ricanıza kabul edemedeğim için üzgünüm, ancak analiz edilmemiş olmanın karanlığında kalmaktan çok memnunum.” (1927 yılında kendisine psiko analiz yapılması teklif edildiğinde verdiği cevap)
|
“Deneyimleyebileceğimiz en güzel şey gizemdir. Gizem, bütün gerçek sanat ve bilimin kaynağıdır.”
“İnsanoğlunun kendisi ve kaderiyle ilgilenmek, bütün teknik çabaların ana amacı olmalı. Çizelgelerinizin ve denklemlerinizin arasında bunu asla unutmayın.”
“Kör bir böcek, bir kürenin yüzeyinde sürünürken, takip ettiği yolun kavisli olduğunu farketmez. Ben bunu farkedecek kadar şanslıydım.”
“Tekrar genç bir adam olabilseydim, bir bilim adamı ya da akademisyen ya da öğretmen olmaya çaılşmazdım. Mevcut durumlar dahilinde bana daha fazla bağımsızlık vermesi ümidiyle tesisatçı ya da seyyar satıcı olmayı seçerdim.”
“Matematik konusunda çektiğiniz zorluklardan yılmayın. Sizi temin ederim benimkiler hala sizinkilerden daha büyük. (12 yaşındaki bir çocuğa mektubundan)
“Eğer Amerika'daki herkes sizin davrandığınız gibi davransaydı, bu ülke savunmasız kalırdı ve köleliğin tutsağı olurdu.” (Bir savaş karşıtına mektubundan, 1941)
“Ben kederim” (Hiroşima'nın bombalandığını duyması üzerine, 1945)
“Otoriteye karşı duyduğum küçümsemenin cezası olarak, kader beni de bir otorite yaptı.”
(albert einstein hayatı)...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/12/2007 - BiR KADIN NASIL MUTLU EDiLiR?

BiR KADIN NASIL MUTLU EDiLiR? Çok zor degil. BiR ERKEK, BiR KADINI MUTLU ETMESi içiN YALNIZCA SUNLAR OLMAK ZORUNDADIR… 01. bir dost 02. bir yoldas 03. bir asik 04. bir agabey 05. bir baba 06. bir usta 07. bir asci 08. bir elektrikci 09. bir marangoz 10. bir muslukcu 11. bir tamirci 12. bir dekorator 13. bir stilist 16. bir psikolog 17. bir hasere yok edici 18. bir psikiyatrist 19. bir sifaci 20. iyi bir dinleyici 21. bir organizator 22. iyi bir baba 23. cok temiz 24. sempatik 25. atletik 26. sicak 27. kibar 28. nazik 29. zeki 30. komik 31. yaratici 32. sefkatli 33. guclu 34. anlayisli 35. hosgorulu 36. sagduyulu 37. hirsli 38. yetenekli 39. cesur 40. kararli 41. dogru .. … 11987. guvenilir 11988. tutkulu TABii, SUNLARI DA UNUTMADAN: 13989. ona duzenli olarak iltifat etmek 13990. alisverisi sevmek 13991. durust olmak 13992. cok zengin olmak 13993. onu strese sokmamak 13994. baska kizlara bakmamak VE AYNI ZAMANDA SUNLARI DA YAPMALIDIR: 17995. kendinden cok ona odaklanmak 17996. ona, ozellikle kendisi icin cok fazla zaman ayirmak 17997. nereye gittigine aldirmadan ona cok fazla yer sunmak SUNLAR DA ÇOK ÖNEMLi: Asla unutulmayacaklar: 21998. dogum gunleri 21999. yildonumleri 22000. onun aldigi kararlar
BiR ERKEK NASIL MUTLU EDiLiR!!!* 1. Karnini iyice doyurun 2. Uzaktan kumanda ve çayini verip rahat birakin Huzursuzluk belirtisi gösterirse Madde-1 den tekrar baslayin…
BiR ERKEK NASIL BUKADAR MUTLU EDiLEBİLİR!!!*
By_Trojenx
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/11/2007 - YIL 2029,kizim 18, ben 41 yasindayim...

> > YIL 2029,kizim 18, ben 41 yasindayim... > >
> > 'Baba bizim bayragimizda sizin zamaninizda Ay-yildiz varmis > >neden simdi haç isareti ve anlamini bilmedigim renkler var? > >
> > iki arkadas okulda tavan arasinda eski bir atlas bulmustuk, o > > atlasta görduk, daha önce Edirne'den Kars'a kadar Turkiye > >topragi imis, simdi neden o haritanin 1/5'ine Turkiye diyoruz? > > > > Eskiden her mahallede 1 yada 2 cami varken, simdi neden her > > ilde bir cami var, dedem bahsetmisti daha önce ezan denen bir > > sey varmis, gunde 5 defa camilerden okunurmus simdi bu çan > > sesleri ne baba? > > > > Filistinlilerin zamaninda topraklarini parça parça satarak > > İsrail'in kurulmasina sebep olduklarini hiç mi bir yerde > > okumadiniz da, topraklari mizi sattirip simdi bu ufacik alana > > bizi hapsettiniz. Siz atalarinizdan böyle mi aldiniz bu > > topraklari, emaneti böyle mi korudunuz. Gunden gune > > topraklarimiz satilirken siz uyuyor muydunuz baba? > > > > Baba kuçukken herkesin beni Aybuke diye çagirdigini hatirlar > > gibiyim simdi neden bana Angel diyorlar, beni kulagima Angel > > ismini ezanla sen mi söyledin? > > > > Bizim evin önunden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba? > > Hergun bize hakaret ederek ve sizi her gördukleri yerde > > coplayarak demokrasi! mi getirdiler baba? Bize okulda > > demokrasinin tanimini daha farkli ögretiler sanki > >
> > Elime geçen gun bir kitapgeçti baba, senin gençliginden kalan. > > Biz Ankara'ya tasinmazdan önce memleketimizin ismi > > Gaziantep'mis ve 6317 sehit vererek 'Gazi' lik unvanini > > kazanmis. Neden simdi oraya kurdistan diyorlar baba. > > > > Baba hani sizlere kurtlerle Turkler kardestir demisler, peki > > kardeslerim neden bizi öldurup ulkemizde ayri devlet kurdular. > > > > Baba o kitapta Ataturk diye birinden de bahsetmisti. O her > > kimse 1933'te Bursa'da bir nutuk vermis, ben simdi bile ne > > kastettigini anlayabiliyorken, sizin gençliginiz bu kadar mi > > cahildi de o uyarilari dikkate almadiniz. > > > > simdiki kurdistan topraginda yer alan Suleymaniye'de > > askerimizin basina çuval geçirmisler ve sen o dönemde gençtin, > > hiç mi kanin donmadi baba. Neden hesap sormadiniz bunlari > > görmezden gelen yöneticilerinize? > > > > O az önce bahsettigim Ataturk size bir hitabe yazmis ve sizi > > hain yöneticilere ve usaklara karsi uyarmis ve hitabenin > > sonunda da 'Muhtaç oldugun kudret damarlarindaki asil kanda > > mevcuttur.' demis. Baba kaniniz o kadar bozuk mu ki ulkemizi bu > > hale getirenlerin yakasina yapismadiniz. > > > > Baba Turkiyeli ne demek, biz Türk çocugu degil miyiz, soyumuz > > belli degil mi bizim, o kitapta okumustum 'Ne mutlu Turkum > > diyene' yaziyordu. Peki, baba ben neden mutlu degilim. Turkum > > demek suçsa ve kötu bir seyse siz eskiden neden söylerdiniz. > >
> > Baba biz Kurtulus Savasi denen bir sey yasamisiz, kitaba göre > > dunyanin gördugu en sanli savasmis ve o savasta 4 milyon sehit > > vermisiz. Madem bu vatandan bu kadar kolay vazgeçecektiniz de > > neden o kadar sehit verdiniz. > > > > Hiç mi kitap okumadiniz, hiç mi sizi uyaran olmadi, hiç mi > > göremediniz ulkemizin peskes çekildigini, eger farkinda > > olduysaniz ve duygusuzca evinizde oturduysaniz sizin o > > hainlerden ne farkiniz kaldi. Allah'in huzuruna hangi yuzle > >çikacaksiniz baba. 'Vatan sevgisi imandandir' diye bir hadis > > varken hadi diyelim ki Turklugunuzden vazgeçtiniz bari İslam'in > > emrine uysaydiniz. > > > > Senin eski cd'lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklal > > Marsimiz varmis, o marsi yalnizca köru körune ezberlediniz mi? > > Atalarimiz sizi her firsatta uyarmis, demis ki 'Ey Türk titre > > ve kendine dön.'Baba ne zaman titreyeceksiniz, Ankara'yi da > > kaybettikten sonra mi? Bundan 13 yil önce titremediyseniz eger > > artik hiç bir sey titretemez sizi. > > > > Baba sen son bagimsiz olan Turkiye Cumhuriyetini gördun.'Ya > > devlet basa,ya kuzgun lese' diyebilecek bir Hasan Tahsin,bir > > sehit sahin,bir Sutçu İmam yok muydu aranizda?Yaziklar olsun > > baba sizin gençliginize! > > > > Bu gunleri görecegime hiç dogmasaydim baba. Turklugunuzden > > utanmadiniz hiç olmazsa insanliginizdan utansaydiniz baba. Bu > > vatan göz göre göre altinizdan kayarken hiç olmazsa > > *SEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ?'
> >
bu yazıyı bana mail le yolayan cnm arkadaşıma çok teşekur ederim www.herneysem.blogcu.com
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/9/2007 - VİRÜS
VİRÜS
25 yıl önce şaka diye yapılan bilgisayar virüsleri şimdi tüm dünyanın baş belası..
İnternetin kullanılmaya başlamasıyla dünyanın korkulu rüyası haline gelen bilgisayar virüslerinin ilki, 25 yıl önce bir lise öğrencisi tarafından arkadaşlarına "küçük bir şaka" için yazıldı.
Rich Skrenta adlı öğrenci, bilgisayar şakaları yüzünden kendisine zaten şüpheyle yaklaşan arkadaşlarını kandırmak için bulduğu bu bilgisayar numarasıyla, dünyada ilk bilgisayar virüsünü kullanıma sokan kişi olarak kötü bir üne kavuştu.
Pittsburgh yakınlarındaki Mt. Lebanon (Lübnan Dağı) Lisesinde okuyan Skrenta, kış tatili sırasında Apple II bilgisayarında ilk olarak, şimdi "boot sector" virüsü diye bilinen virüsü yazdı. Skrenta, yazdığı virüsü 1982’nin ilk aylarından itibaren okuduğu lisede ve yerel bir bilgisayar kulübünde yaymaya başladı. Virüs daha sonra dünya çapında yayılan ilk virüs oldu.
Şimdi 40 yaşında olan Skrenta, aradan geçen 25 yılda online haber şirketi Topix’i başlattı, Time Warner’ın sahibi olduğu bir web adres rehberinin kurulmasına yardımcı oldu ve sayısız bilgisayar programı yazdı, ama ilk bilgisayar virüsü "Elk Cloner"ı yazan ve dünyaya salan kişi olma etiketinden kurtulamadı.
Skrenta, ilk virüs için "Aptalca bir şakaydı. Eğer hiç tanınmamak ile bu işi yapmış olmaktan dolayı tanınıyor olmak arasında bir tercih yapacak olsam, bu şekilde tanınmayı tercih ederim. Ama bütün yaptıklarıma bakınca garip bir tanınma biçimi" dedi.
VİRÜSLERİN YAYILMASI
Günümüzde artık yüz binlerce, hatta virüsü nasıl tanımladığınıza bağlı olarak milyonlarca virüs türü var.
Microsoft işletim sistemi kullanan bir bilgisayara ilk virüs 1986’da, Pakistan’da iki kardeşin şimdi "Brain" (beyin) diye adlandırılan bir boot sektör programı yazdıklarında bulaştı.İnternet kullanımının yaygnlaşmasıyla birlikte virüslerin yayılması için ideal yöntem ortaya çıktı: e-mail, yani elektronik posta.
"Melissa" (1999), "Love Bug" (2000) ve "SoBig" (2003) gibi virüsler kendilerine bilmedikleri bir kaynaktan gelen e-mail’i açan milyonlarca insanın bilgisayarına bulaştı ve bu kişilerin bilgisayarlarından başkalarına virüslü e-mail gönderen bir programı otomatik olarak harekete geçirdi.
İlk virüslerle şimdiki virüslerin temeldeki teknolojileri aynı olsa da, artık virüslerin vereceği zararlar bakımından büyük değişiklikler yaşandı. Son zamanlarda kişilerin bilgisayar programlarında kullandıkları parolaları çalmak için kullanılan virüsler ortaya çıktı, artık virüsler cep telefonları ile yayılıyor.
Dünya çapında yaşanan virüs krizleri son zamanlarda pek yaşanmasa da, en bilinen antivirüs programlarından McAfe’nin sahibi olan McAfe şirketinin bilgisayar güvenliği laboratuvarlarındaki araştırma yöneticisi Dave Marcus, hemen her gün 150 ila 175 yeni virüs programı tespit ettiklerini belirtiyor. 5 yıl önce bu sayı haftada 100 idi.
GÜVENLİK SEKTÖRÜNÜN BÜYÜKLÜĞÜ
Symantec şirketi, Skrenta’nın ilk virüs olan "Elk Cloner"i yaymaya başladığı 1982’de kuruldu, ancak 1989’da Apple’ın Macintosh bilgisayarları için ilk antivirüs programlarını satışa sundu.
Bilgisayar güvenliğiyle ilgili donanım, yazılım ve hizmet sektörü dünya çapında 38 milyar dolarlık bir endüstri haline gelmiş durumda. Bu rakamın 2010’da 67 milyar dolara çıkacağı tahmin ediliyor.
Aslında "Elk Cloner"dan önce de bazı bilgisayar virüsleri vardı, ama bunlar ya deneysel olarak yazılmıştı ya da çok az yayılmıştı.
Skrenta’nın ilk bilgisayar virüs yazıcısı olarak kabul edilmesinin nedeni, yazdığı virüsün zamanının en yaygın ev bilgisayarları arasında çılgın bir hızla yayılmış olmasıydı.
MEDE IN: By Trojenx®
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
yok
Kategoriler
|